Hoscakalin

06:22 / Posted by Gay Vixen / comments (5)



Geçen akşam gözlerimi açtığımda yataktaydım, hastanede. Bembeyaz duvara bakıyordum. Kollarımda serumlar vardı. Sonra psikiyatrın odasına götürüldüm tekrar. Oturduk önce birkaç dakika sessizce. Sonra bana "bazı şeyleri kabullenmek istemeyiz" zırvalığı yaptı. Sonunda kendi uydurdukları zırvalara beni de inandırdılar. Beni hiç mi hiç anlamadılar. Aynı kişi değil, diyordu. Aynı kişi değil. Güya benim 5 yıl önce tanıştığım erkek arkadaşımla, şu an türkiyede görüştüğüm kişi farklı insanlarmış ve erkek arkadaşım ölmüş. Lanet olsun. Sonunda ben de buna inandım. Hepsinin canı cehenneme. Hayatta tek sahip olduğum şey onun aşkıydı şimdi onu da aldılar benden. Hem de en acı şekilde, onun mezarının resimlerini getirdiler bana. Ailesiyle konuşturdular. Herkes deliymişim gibi davrandı bana. Ama o gitmedi, beni hiç terketmedi. Aşk büyük bir tutkudur ve tutku doğaüstü şeylere yol açabilir. İnsanlar içindeki tüm mucizeleri öldürmüşse bu beni mi deli yapar?
Telefon rehberimi açtırdılar ve şuanki sevgilimin olduğu numara yerinde boşluk olduğunu gösterdiler. Sonunda sevgilim hastaneye geldi ve bana sarılmadı bile. Öylece baktı sadece. Göz kapakları hiç kıpırdamadan bana bakıyordu. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Birkaç saniye sonra hıçkırmaya başladım. Söyle onlara lütfen dedim. Cevap vermedi, bana acıyor gibiydi.
Evimdeyim, odamdayım. Bir sürü ilaç kullanıyorum. Herkes ailemi arayıp vah vah çok üzüldüm konuşması yapıyor. Bence kendi aşksız geçen hayatlarına, ilk haftadan sonra heyecanı biten evliliklerine üzülsünler.
Facebookta erkek arkadaşımla konuştum. Neden bir şey söylemedin dedim. Sana anlatmaya çalıştım, her seferinde bir şey buldun dedi. Yıllarca biriken şeyler bir haftada mı ortaya çıkmak zorundaydı sanki? Hepsi lanet bir haftada mı olup bitmek zorundaydı. Yaşadığımız herşey için teşekkür ederim ama ben biseksüelim, yazdı. Gerisini biliyorsun, diye devam etti. Konuşmayı bıraktık. Biliyordum, kızı daha çok sevdiği için beni postalıyordu. Ya da ben deli olduğum için. Ya da beni hiç sevmemişti. Sadece bir kere yatmıştık, veya 2. Acım o kadar büyüktü ki. Aklım bana bi oyun oynamıştı sanki. Ya da bir mucize olmuştu ve beni gökyüzünden izleyen erkek arkadaşım bunu ben üzülmeyeyim diye yapmıştı bana, herşeyi o ayarlamıştı. Boşluğunu ben farketmeden başkasıyla doldurmuştu. Şimdi yanımda kimse olmadan kimse beni desteklemeden nasıl düzelebilirdim ki?
Gökyüzünde bir bahçem olmasını dilerdim. Onunla buluşabileceğim. Artık burada kalamayacak kadar tükendim. Kimsenin bana ondan fazla ihtiyacı yok. Seni zaten iki yıl beklettim geliyorum artık yanına diye düşündüm. Yoksa çok mu geç kalmıştım?
ve birkaç saniye sonra benimle facebooktan konuşan erkek arkadaşım bana şöyle diyordu: asla çok geç değildir.

Peri Masali

09:52 / Posted by Gay Vixen / comments (1)


Peri masallarına olan inancımı uzun süre önce kaybettim.
Uzerimde sacma bir doymuşluk var. Bir kac gun önce eskiden yaşadığım ülkeden döndüm. Oradayken hiç ama hiç kimseyi özlemedim. Ne sevgilimi, ne ailemi, ne de buradaki arkadaşlarımı. Oradaki arkadaşlarım bana herşeyi unutturdu, ailem olmadığı için karışanım da yoktu. Ne zaman ki Ankara'ya geri döndüm. Bu gri şehrin laneti tekrar beni ele geçirdi ve ikinci günden ağlamaya başladım. Ailemin saçma sapan herşeyime karışamsından tutun da sevgilimin kibirli tavırlarına kadar (kendisi spikerlik teklifi almış çok ünlü bir kanaldan, en ünlü 3den biri, ama tatilini bölemeyeceği için reddetmiş. Sırada ne var? Süperstar mı olucak?).
Herşeye sahip olduğumu sanardım. Hala da öyle düşünüyorum ama neden bu kadar mutsuzum o zaman? Bi şeyler peri masallarındaki gibi değildir. Herşeye sahip olabilirsin, muhteşem bir sevgilin olabili ama seni aldatır, çok paran olabilir ama ailen iyi insanlar değildir, çok arkadaşın olabilir ama hepsi sahtedir.
Her geçen gün daha da tükendiğimi ve beni ayakta tutan herşeyin temelden sallandığı hissediyorum.
Çok büyük bir boşlukta hissediyorum. Insan ne için yaşar? Para mi? Aşk mi? Yoksa sadece hayatta kalma içgüdüsü mü? Peki ya artık hiçbiri bana çekici gelmiyorsa. Yaşamak için bir sebep göremezken nasıl her sabah kendimi yataktan çıkarmamı bekleyebilir insanlar?

O model oldu, bense ölüyorum

11:02 / Posted by Gay Vixen / comments (6)


Sevgilimden gelen bir paket. Modellik ajansına (Türkiye'nin en ünlülerinden) birine kabul ediğini yazan bir kağıt, üstüne kırmızı keçeli kalemle 'seni seviyorum' yazmıştı. Keşke 4 yıl önceki Vixen olsa.
Dün saat 4te uyandım bir anda. Sonra uyuyamadım. Banyoya gittim. Yüzümü yıkadım. Saçlarımı geriye attım elimle. Mükemmel olmayan benliğime baktım. Bu dünyada bana değerli olduğumu hissettiren tek bir kişi vardı ve onu paylaşmak zorundaydım. Bana değer veren bir kişi var ve o bile tam vermiyor. Hiçbir zaman para problemi çekmedim, çevrem de hep yakışıklı erkekler ve güzel kızlar oldu. Bir zamanlar mutluydum da, ama dışardan güzel görünen hayatımın berbatlığını her geçen gün daha çok anlıyorum ve dayanma gücüm günden güne azalıyor. Yaşamaktansa ölmek daha kolay. Ölüm daha affedici. Böyle ölü gibi yaşamanın ne anlamı var ki? Hiçbir şeyin düzelmediği 6 ay geçti. Her zaman yağmurdan sonra güneş açmaz belki. Belki bazı yağmurlar sonsuza dek yağar. Yeni yüzler sokmaya çalıştım hayatıma ama hiçbiri arkadaş bile olamadı bana.
Uzaklaşmak istiyorum buralardan ama yapamıyorum. Tek gidebileceğim yer 'orası'.
Belki ölürsem bir heteroseksüel olarak doğarım. O zaman herşey daha kolay olur. Oyunlara başlamadan önce zorluk seviyesini seçersiniz ya, hayata başlarken de zoru seçenler sanırım gay olarak doğuyor.
Keşke 4 yıl öncesinin umutları, uçarılığı, yeniyetmeliği olsa. Çok klasik olacak ama durumu anlatan bu. Masumiyetimizi çoktan kaybettik biz. Bir daha kazanabileceğimize de inancım kalmadı ne yazık ki. Pekala.

Son Dans

21:27 / Posted by Gay Vixen / comments (5)


Sanırım tek istediğim tatlı acısız bir ölüm. Erkek arkadaşım sevgiliyse nişanlandı. Dört yıl, koskoca dört yıl. Bana değer verdiğini düşündüm. Buraya kadarmış herhalde. Sevgilim, seni hep sevdim. Hep de seveceğim. Beşinci yılımıza 4 ay kaldı aşkım. Ama buraya kadarmış bebeğim, sen seçimini yaptın. Ben zaten aptal bi pasifim, sen biseksüel zengin yakışıklı bi aktif olarak benden her zaman daha fazla ilgi görecektin zaten. Ben her zaman aptal olandim sen her zaman benden daha iyi olan. Bu noktada yaşamanın hiçbir anlamnını göremiyorum. Belki ölürsem daha mutlu olarak yeniden doğarım bu bok gibi hayatımı düşünürsek denemeye değer, öyle değil mi aşkım? Son bir kere elini tutmak isterdim oysa, elini yüzüme sürmek onu öpmek. Once sen ve bendik, sonra sen ben ve o. Şimdi saddece sen ve o. Hikayenin sonuna geldik sanırım. Birbirinizi hep böyle sevin, mutluluklar. Ben gitmeliyim çünkü sevmeyeceksin beni. Ama son bir kez, dansa var mısın? Acı ve tutkuyla.

Kanayan Şakağım

12:54 / Posted by Gay Vixen / comments (0)


O evin farklı bir büyüsü vardı. Sanki herşey daha hafifti orda. Kendim olabiliyordum sanki. İnsanlar daima tekrar ve tekrar gitmek istiyordu. Uzun zamandır sevgilim yanımda değildi ve dokunmak istiyordum. Sarılmak. Buna herşeyden çok ihtiyacım vardı.

Akşamüstü. Ev sahibinin arkadaşı arkamdan "dikkatli ol, hoşçakal" diye seslenip kapıyı kapattı. Ikimiz kalmıştık, o ve ben. O'nu hiç tanımıyordum. Ama o'na ihtiyacım vardı. Bana "Neden seni sevidğimi hala anlamadın mı?" gözleri çok güzeldi. "Birbirimize çok benziyoruz. Neden biraz da olsa beni sevmiyorsun?". Üzgünüm kalbimdeki tüm sevgi başkası için kullanıldı ama bunu bilmesi gerekmezdi.
Dışarda yağmur vardı ama arabadaki sıcaklık beni mutlu etmişti.
Sonra tekrar başladı: "Beni asla sevmeyeceksin değil mi? Çok nazik olacağım sana söz veriyorum. Lütfen sadece bir şans"...
Ona döndüm "Aklın hep orada olmak zorunda mı?".
Sesini yükselterek "Evet! Bana umut veriyorsun sonra da kış-kış!".
Kafamı geri attım: "off eve götür beni, iğreniyorum bu laflardan".
Tamam dedi ve öfkeyle yüzüme bakıp gaza bastı, çıldırmış gbi sürüyordu. Kapıya tutunmuştum korkudan. Arasıra gözü bendeydi ama hiç konuşmuyorduk. Sokaklar bomboş ve sessizdi, tıpkı arabanın içi gibi.
Sonra aniden sert bir fren yapıp kahkaha atmaya başladı. Kafamı ön cama çarpmıştım, şakağım kanıyordu. Sonra kapıyı açtı ve beni dışarı itti, canın cehenneme dedi bana.
"Umarım evinin yolunu bulmayı becerirsin, büyü biraz" dedi.

Oysa bana nazik olacağına söz vermişti. Yağmurda yürümeye başladım, saat gece yarısını geçmişti ve o ev şehrin çok dışında olduğundan dağların tepesindeki villalardan başka hiçbir şey yoktu etrafta. Sırılsıklam olmuştum ve ağlıyordum. Bir taksi geçmesi o kadar uzun sürdü ki, ya da bana öyle geldi. Bu şehirde yine yapayalnızdım. Gözyaşlarımı sildim, taksicinin garip bakışlarından kaçmak için (ama işe yaramadı). Kafamı cama dayadım ve işlerin ne zaman iyi gitmeye başlayacağını, iyi biriyle nasıl tanışabileceğimi düşündüm. Kanayan şakağımın acısını hissetmiyordum çünkü esas kanayan kalbimdi.

Gay Scene'in Icinde Olmak

19:46 / Posted by Gay Vixen / comments (1)


Artıları mı daha fazla eksileri mi anlayamadığım bir konudur. Gay Scene'in içinde olsam ne kazanırım, olmazsam ne kaybederim. Birini aradığımdan ya da sevgilimden sıkıldığımdan değil. Sadece düşünüyorum, gidenler neden gidiyor? Birilerini bulmak için mi? Bunu neden sadece internetten yapmıyorlar? Yüzünün şehirdeki tüm sosyal gayler tarafından tanınması ne kadar tolere edilebilir bi yan etki? (Oraya gidenler de gay diye vicdan rahatlamak çok saçma, oraya giden seni gören ama senin görmediğin bir düşmanın da olabilir)
Gay Scene'in içinde olan ama günlük hayatta kendini gizleyenler ne derece güvende? Bir sürü gay arkadaşının olması gizli olmamaya değer mi? Gay barlarda işler nasıl yürür? İnsanlar tanıştıktan 10 dakika sonra öpüşmeye mi başlar?
ve en çok merak ettiğim şeylerden biri de biri orada benimle tanıştı diyelim ama ben hoşlanmadım nasıl kibarca onu kovabilirim yanımdan?

Gelecek

13:37 / Posted by Gay Vixen / comments (0)


Kendimi hep geleceğe odaklanmış olarak bulmuşumdur. Ne yapmalıyım, nerede yapmalıyım , ne zaman yapmalıyım? Sürekli bir şeyler bekliyorum, beklerken de bu an geçip gidiyo.

1. sınıftan beri fransızca görüyorum. Fransızca'da bazı zamanları bilmek zorundasınızdır. Ne zaman bir fransızca ödevi yapsam Futur Proche, Futur Simple, Futur Antérieur ve Conditionnel kullanırken buluyorum kendimi. Dördünün ortak noktası, hepsinin geleceği anlatması.

Dedem ölmeden önce onunla daha çok zaman geçirmediğim için kendimden hep nefret ettim. Hep birşeylerle meşguldüm daha iyi bir gelecek için. Ödevlerimle veya erkek arkadaşımla (yoksa ayrılır). Geriye baktığımda bi aptal olduğumu görüyorum. Şİmdiyse artık bir şeylerin geçiciliğini anladım. İnsanlar ölür, ilişkiler biter (hayır benimki bitmedi, henüz), arkadaşlıklar biter (bir süre sonra farklı şeyler istediğinizi farkedersiniz), Yapabileceğim ama yapmadığım şeyler için pişmanlık duymaktan sıkıldım. Eğer pişmanlıkla yaşayabilirseniz bu iyi ama benim gibi bununla yaşayamazsanız yapacağınız tek şey geleceğe odaklanmak ve gelecek için çabalayıp bu anı asla değerlendirememektir. Şimdiye kadar geleceği düşünmeden o anın etkisiyle yaptığım tek şey sanırım şu anki erkek arkadaşıma açılmak olmuştu. Gelecek için bu kadar çabalamama, onun için endişelenmeme rağmen onun iyi mi kötü olduğunu bilmiyorum. Sadecce bulanık görebiliyorum onu. Belki de artık zaman; sadece durup, bu anı yaşayıp, bu an içinde sevip, bu an içinde nefret etmenin kısacası sadece anın içinde kalıp geleceğe bakmamanın zamanıdır. Çünkü artık geleceğe bakmam için bana yardım eden umutlarım kalmadı.

Heteroseksüelden Gaye

08:29 / Posted by Gay Vixen / comments (4)


Erkek arkadaşımın ilk erkek arkadaşıyım. Benden önce hep kızlarlaydı ve içindeki gay tarafı benimle keşfettiğini söyler hep.
Peki bir erkeği gay yapmak mümkün mü? Hiç böyle bir şey yapan var mı? Peki straightlere aşık olan gayler napıyor? Aşkları bitene kadar (eğer gerçek aşksa bitmez ama bu da başka bi blogun konusu) acı mı çekiyorlar?
Şu önce alkol ver, sonra dokun sonrası gelir. Bir kere geldikten sonra da tekrar ister olayı ne kadar doğru?
Neden hiçbir yakışıklı straight gayleri sevmez?

Labels: , , ,

Sevgililer Günü, neyin gerçek olduğundan emin değilim artık

13:10 / Posted by Gay Vixen / comments (3)


Onsuz geçen bir sevgililer günü daha. Son iki yıldır hiç yanımda olamadı. Sevgililer gününde elime tek geçen içinde bir kutu çikolata bulunan ve gül yaprağıyla dolu bir kargo kutusu. Seni hep seveceğim diye de bir not. Bense ona kalp şeklinde bir anahtarlık aldım, aslında benim tarzım bir hediye değil ama ona kızgınken yaratıcı olamıyorum ne yazık ki. Bir de not yazdım. Nolursa olsun kalbim her zaman senin, diye. Kalbim her zaman onun. Ama neden onun kalbinin sadece bir yarısı benim? Dayan diyorum kendime. Dayan. Bir sonu olmadığını bile bile.

Boşlukta hissediyorum. Yapmam gereken şeyler var yapamıyorum. Hiçbir şey yapmıyorum ve canım sıkılıyor öylece saçma sapan geçiyor günlerim. Onun göğsünde uyandığım günleri öyle özlüyorum ki. Aslında çok içen biri olmama rağmen son bir aydır her akşam içiyorum. Ailemle yaşadığım için içmem tam bir eziyet. Aslında tutucu değiller kesinlikle her akşam bir kadeh kırmızı şarap falan gibi bir içme rutinim olsa izin verirler de böyle manyak gibi gin’i iki günde bitirmemi normal karşılamazlar tabi. Şişeleri saklamak bazen onlar odama geldiğinde sarhoş değil taklidi yapmak falan öff…


Dün sabah üyeliğimin olduğu tenis kulübündeydim. Hiç tenis oynamadım. Oynamak istemedim. Neden oradaydım onu da bilmiyordum. Alt katta soyunma odasının koridorunda aynaya bakan siyah saçlı benim yaşlarımda bir çocuk gördüm. Daha önce görmemiştim. Dikkatli bakınca onun o şehirdışındaki evdeki akık makyajlı psikopat gay olduğunu anladım. Hey tanıyorum seni dememle birlikte I dont speak turkish şeklinde lafı yapıştırması bir oldu. Hayır konuşuyorsun o üç gün boyunca konuşmuştun, dedim. Yüzüme baktı. O evdekiler neydi hala inanamıyorum dedim. Hala cevap yok. Konuş dedim çok sinirlendim bir anda. Bezgin bir ifadeyle ne istiyorsun dedi. Özür diledim ona kızmak istememiştim sadece bana sarılır mısın dedim. Dudakları alaycı bir biçimde yukarı kıvrılırken benim çıkarım ne olucak diye sordu. Bir an bi afalladım, ne istiyorsun ki dedim. Para, dedi. Evet ilginç bir diyalog biliyorum ama bazı şeylerden sonra hiçbir şey ilginç gelemez artık bana. Ne kadar dedim. Ne kadarın var dedi. Bilmem diye cüzdanımı açtım çok para almamıştım. Hahah diye soğuk ve kısa bir kahkahadan sonra bana sarıldı. Çok mu yalnızsın dedi. Evet çok dedim gözlerim dolmuştu. Numaranı verir misin rica etsem dedim. Telefonuma yazdı. Çok arama mümkünse dedi sonra aynada kendine bakmaya bir süre daha devam etti. Merdivenlerden ayak sesleri gelmeye başladı ve oldukça atletik bir genç ona “where the fuck are you we are going” gibi bişeyler dedi. O da “I’m coming sweetheart” diye cevap verip “görüşürüz vixen” diyip o korkutucu gülümsemesiyle yukarı çıktı. Sonradan numaranın kimin adına olduğuna baktım ama rehberde kayıtlı değilmiş. Açıkçası kendimden de nefret ettim sonradan bu davranışım yüzünden. Güven problemlerim var. Hayır yok çünkü güvendiğim kimse yok.

Sadece Kapıyı Kapattım ve Soru Işareti

17:31 / Posted by Gay Vixen / comments (3)


Sevgilim dinliyor, sürekli dinliyor. Durmadan. AMA SADECE KENDİNİ. Beni ise hiçbir zaman. Beni bırakacaktı, arabadayken onunla hiç konuşmadım o ev arkamda kalmıştı ya mutluydum ve sessizdim. Ta ki o bozana kadar. Bir şey mi oldu, dedi. Evet dedim. Bir çok şey oldu sadece beni istemediğim bir eve üç gün hapsettin, dedi. Off saçmalama eğlendik işte dedi. Sustum ve geldik.
Görüşürüz dedi. Öpmek için uzandı. Bırak beni dedim. Kendimi geri çektim. Beni tuttu kendine çekti. Ve ona tokat attım. Iki yıldan sonra ilk defa onun canını acıttım. Ondan çok benimki acıdı gerçi. Gözlerim dolmuştu.
Arabadan hızla indim. Evime değil de eczacı arkadaşıma yürüyordum. Nereye gidiyorsun dedi bana camdan. Ağladığım görülmesin diye ters yönde hızla koşmaya başladım. Eczacı arkadaşımla aramız çok yakın. Yürüyerek beş dakika. Apartmana girdim. Dış kapı ilk defa açıktı yukarı çıktım ve tekrar kapıyı çaldım. Merhaba demeden valium istiyorum dedim. Bana baktı ve esprili bir gülümsemeyle "Harika görünüyorsun...sana valium yerine şampuan versem?" dedi. Evet, 3 gün boyunca bi iğrenç bi evde yaşamak zorunda kalınca saçlarım karışmış olabilir. "Valium" diye tekrarladım hiç gülmeden. Gerçekten hiç yok, dedi. Sonra görüşürüz dedim. Onu da dinlemek istemedim açıkçası. Apartmandan çıktım, kar yağıyordu.
Ertesi gün bir kız arkadaşım aradı. Olayı anlattım. Dehşete kapıldı 10 dakika. Sonrasında beni hiç aramadığını söyledim. Ayrıldınız mı, dedi. Hayır, dedim. Biz ayrılmayız, dedim kendimden süphe ederek. Peki nesiniz o zaman şimdi kavgalı iki sevgili mi, dedi. Bilmiyorum, dedim. Koca bir soru isaretiyiz sanirim.

Labels: , , , , , , , ,

Garip Ev, tek istediğim çıkmak

12:33 / Posted by Gay Vixen / comments (10)


Üzgünüm bu yazıyı defalarca kere silip yeniden yazmam gerekti.
Çünkü nerde olduğumu bilmediğim bi yerdeyim, kimin odası bura bilmiyorum ve kimin bilgisayarı bu bilmiyorum her seferinde başka biri tarafından kovuluyorum bu bilgisayardan. Kocaman bi evdeyim bi çiftlik şehre çok uzak. En yakın komşu bi dağların üstüne kurulmuş bi apartman sitesi ama yürüyerek 30 dakika falan. Kulağa saçma gelicek ama çok korkuyorum.
Baştan alıyorum bir gay arkadaşım parti veriyordu. Şehrin dışında bir çiftliği var. Aslında bu ev yazlıkmış ama sömestr boyunca o arkadaş ailesinden almış. Ben gitmek istemedim. Saat 9'da. Ama erkek arkadaşım gitmek istedi. Bu evdeki üçüncü iğrenç günüm. Herşey ÇOOK garip. ÇOOOOOOOOOOOK garip ve işin komiği kimse bunları garip bulmuyo. Tıpkı bi korku filmindeki gibi bura. Buraya geldik akşam 9u biraz geçe. Ve salonda bi kalabalık vardı ve parti falan yoktu. Evet yoktu. Kocaman salonda bi kalabalık vardı. Gay/straight karışık. Evin mimarisi şöyle salon çok kocaman ve tavanı 2. katın tavanı. Yani koridorlar balkon şeklinde. Hani alışveriş merkezi mimarisi olur ya kenarlarda mağazalar üst katta olsanız bile aşağı bakabilirsiniz balkon gibidir. Aynen böyle. Burdan nefret ettim bahçeye adım attığımdan beri. Partinin iptal olduğu söylendiğinde gitmek istedim. Ama erkek arkadaşım istemedi. Neden? BEDAVA İÇKİ. Çok fakir ya. Ev sahibinin arkadaşı utanmadan şu teklifi yaptı bi de "eğer çift yatak isterseniz bodrumdaki misafir odası çift yataklı bodrum olduğuna bakmayın 2 penceresi var". Yok artık oha. Bi de mahzene kilitle istersen. Korkudan ölmüşüm bodrumda mı kalıcam. Pijamam bile yok ve bir evde kalıyorum ve bu 3. gün. Herkes sarhoş gibi herkes uçmuş durumda ve sebep sadece alkol değil bence. Sadece alkolle insanlar uçamaz bu kadar.

Evdeki diğer misafirlerle de hiçbi samimiyetim yok. Hava iğrenç sürekli gri aralarda kar yağıyo ve işin komiği insanlar ÇOK MUTLU. Ama olmamalı bir şeyler YANLIŞ. İnsanlar parti var diye çağırıldıkları şehre uzak evlerde 2 gece kalıp 3. günün sabahında ellerinde biralarla jakuziye girmemeli. Paranoyak bi insan falan asla değilim ama gerçekten çok huzursuzum.
Yani birine bişe olsa herkes o kadar uçmuş ki kimse kimseye yardım edemez. Örneğin toza alerjim var ve ev çok pis. Ev sahibinin odasına gitmeye çalıştım bi kere ama ev sahibinin sağ kolu uyuyo şimdi dedi.
Erkek arkadaşım gayet mutlu bi halde jakuzide. Evdeki bira stoğu zaten hayrete düşürdü beni kaç koli var ya?
Ve evde yiyecek bir şey yok. Acıktığımı söyledim ve akşama mangal var cevabı aldım. Akşama kadar fotosentez mi yapıcam? Zaten arka balkondan nefret ettim bahçesi çok bakımsız ve topraklar da eriyen kardan ıslak.
Misafirlerden biri çok yakışıklı hem de çok. Ama o da çok garip biseksüel sanırım çok fazla 2 farklı kişiyle öpüştü.
Buradan nasıl çıkabilirim bilmiyorum. Keşke araba kullanmayı bilsem. Çok yalnız hissediyorum ve gidip eğlenmek istemiyorum. Alkol almak istemiyorum zaten ilk gece yeterince alıp kustum ve sonraki gün haşat haldeydim. Temiz giysiler istiyorum. Bu evden defolup gitmek herşeyin çözümü gibi geliyor şu an. Ev sahibinin sağ kolu dediğim insan feminen bir gay. Gözüne çektiği 100 kat kalem ve gecenin ilerleyen saatlerinde o kalemin akması da ayrı bi psikopat hava veriyo ona.
Karar verdim gidene kadar alkol almicam ya da odamdan çıkmicam. Ama çıkmam gerek sanırım. Zaten hafif hasta oluyo gibiyim. Alkol alamam en azından bi kişinin kafası yerinde olsun evde ve şu hasta ev sahibiyle konuşmak istiyorum. Benceo sağ kol arkadaş manyak ev sahibinden izin almadan yapıyo bunları.
Etraf çok dağınık. Tek bi müzik cd'miz var o da sössüz ve trance. Sürekli o çalıyo. Ne zaman biticek bu işkence? Sanırım yakışıklı misafir grup seks yapıyo o 2 kişiyle. En azından benim görüşüm o. Toplam 11 kişiyiz. Bizle birlikte 4 çift var. Arabanın anahtarını alıp kendimi sevgilimin arabasına kilitlemek istiyorum.
Çok mental bir yazı oldu farkındayım güya bir de iyi olduğumu kanıtlamak için yazıcaktı ama burdaki atmosfer berbat. Bana hak verirdiniz.

Neden Türk gayler garip?

10:40 / Posted by Gay Vixen / comments (6)


Dün gece ölebilirdim ama konumuz bu değil. Tüm normal gayler nereye gitti? Egolarıyla sorunu olmayan falan? Biraz yakışıklılara ya da lower class olmayan birine ulaşmak neden bu kadar zor? Neden Avrupa'da gay olan yakışıklılarla yatmak bu kadar kolayken Türkiye'deki gay yakışıklılar neden kafadan sakat? Neden bişeyleri etiketleyip sonra da o şeylerden nefret etmeye bu kadar meraklılar? İkiye ayrılıyor gibiler ulaşmak istemeyeceğiniz en alttakiler ve ulaşılması imkansız en üsttekiler. Arası yok gibi. Bilmiyorum yurtdışında da öyle çok mutlu değildim ama ciddi ciddi geri dönmeyi düşünüyorum en azından gaylerin daha kaprissiz ve 'sen'cil olduğu eski ülkeme.

Labels: , , ,

Gecikmeli Mim

12:18 / Posted by Gay Vixen / comments (0)

Üzerinden yıl(!) geçmiş ve zaman aşımına uğramış olsa da cevap vermek istiyorum. Affet beni Coach.
Karşı Cinste En Beğendiğim 5 Kıyafet:
1. Beyaz Kürkler (napalım yani o zaman et de yemeyin)
2. Ugg Botlar (evet onları seviyorum ve ne düşündüğünü merak etmiyorum)
3. Devasa güneş gözlükleri (pek kıyafet olmasa da)
4. Büstiyerler (iyi olanları)
5. Saten gecelikler
Hangilerini giyerim:
1. Hayır.
2. Şimdilik hayır. Ama gelecekte herkes giyicek.
3. Hayır ama çok istiyorum.
4. Hayır
5. Hayır. Pijama evet.

Sonunda Intikam (ve ben bi DVD değilim)

18:35 / Posted by Gay Vixen / comments (5)


Ben bir DVD değilim anladınız mı? Mail kutumda bir sürü mail bana gayet kaba bi tonda "yaz artık nolduğunu" (hatta abartarak 'yazmicaksan niye bahsettin' diyen terbiyesizler bile oldu) diyor. Sorun beni merak etmeleri değil. Sorun üslupları! Bana bakın! Ben bir DVD değilim anladınız mı? Canın istediğinde beni DVD playera takıp izleyemezsin. İstediğim zaman yazarım.
Belki iyi şeyler olmadı da yazacak güç bulamıyor? Hiç mü düşünemiyorsunuz Allah aşkına? Belki kendimi toparlayamadım? Böyle bir durum yok ama ola da bilirdi.

Oraya gittim bir arkadaşımla. Havalanından şehir merkezine gitmek ölümdü. Şehir merkezinden akşamki yemeğe gitmek daha bi ölümdü ama bunları yazmak istemiyorum. Korkunç yorucuydu ve milyon kere kaybolduk.


Sevgilimin kız arkadaşıyla facebooktan tanışıp kanka olmuştuk.Onunla sevgilimin samimi arkadaşı olarak tanışmıştık. Saatler 9 oldu. Ben ve yanımda gelen arkadaşım içeri girdik. Sevgilimin masasına doğru ilerledik. İşte oradaydı. Masaya gelmiş ayakta duruyorduk. Sevgilim, kız arkadaşı ve diğer kızlar. Gözlerinin içine baktım. Şaşırmıştı ama 2 saniye bile olmadan toparladı gülümsedi. Adımı söyledi. Ne güzel sürpriz, dedi. Elif "Bak, bir de kızların arasında sıkılmaktan korkuyordum. Sana en yakın arkadaşını getirdidm. Bu da benim sana yılbaşı hediyem!" dedi. Esprili bir şekilde "Eminim aldığı en güzel hediyedir elifciğim" dedim. Rahatsız bir gülümsemeyle karşılık verdi bana; sevgilim, aşkım. Kendisi sigara içmek için restaurantın balkon kısmına çıkacağını söyledi ve beni de çağırdı. Ben de "sigara içmiyorum" dememe kalmadan. Gözlerimin içine bakarak; bırakılacak gün mü allah aşkına gel de keyiflenelim biraz dedi. Öldüm ben, dedim içimden. Bana baktı. Masmavi gözleri gecenin karanlığında daha da muhteşem görünüyordu. Kim o yanındaki palyaço, dedi. Palyaço değil o arkadaşım, dedim. Gönder onu dedi. Onu nereye gönderebilirdim. Sırf bu şehre benim için gelmişti ve burda hiçbir tanıdığı yoktu! Gönder onu bir arkadaşımın ev partisi var orada kalsın sabah birlikte dönersiniz, dedi (ve sevgili arkadaşımı elinde bir adresle taksiye bindirdim ve kapıyı kapatırken ona son bir kez baktım. "Telafi edicem, söz veriyorum!! Sana yemek ısmarlarım hatta hatta..." derken. Kapıyı sertçe çekti. Kendimi berbat hissettim). Ben seni istesen buraya getirirdim, dedi. O yüzden mi benden habersiz geldin buraya, dedim. Beni yoruyorsun yine dedi. Boşversene dedim elifi hiçbir zaman terketmiceksin. Madem geleceğimi biliyorsun söyle seni terkedecek miyim, dedi. Bir şey söylemedim.
12'ye berbat girdim. Ayağa kalkıp herkes geri sayım yaparken kendimi iyi hissetmediğimi söyleyip masadan kaldım.
Restaurantdan çıktık, dans etmek için bir yerlere gitme planı vardı. Gidecek başka yerim olmadığı için gitmeyi kabul ettim. Berbattı. Zorla mutluymuş gibi dans etmek berbat. Dans etmekten de nefret ederim. Ne biçim bi gayim ben? Şarkı söylemekten ve dans etmekten ediyorum :)
Sabah 9da arkadaşımı gittiği ev partisinden aldım. Sevgilim bizi havaalanına bıraktı. Bu süreçte arkadaşım hiç ama hiç konuşmadı benimle. Uçakta ona baktım. Yapma lütfen şimdi yapma, dedim. Sarıldık ve ağladım. Hem de hüngür hüngür. Millet iyisin değil mi diye soru sordu.
Evet aşk delilik, ben de deliyim ama bu sefer değil. Onun beni aldatıp hatta aldattığı kızla Mersin'de habersiz yeni yıl kutlama konusunda bana yalan söylemesi konusunda yaptığı ne kadar doğruysa, benim davranışım da o kadar yanlış.

Labels: , , , , , , , , , , , , ,